01 Temmuz 2009 Çarşamba

Dikey geçiyorum.

10 gün sonra sınava gireceğim. Dikey geçiş sınavı. Hazır mıyım? Tabi ki hayır. Geçen sene de hazır değildim. Hiç bir zaman hazır olmayacağım. Çok kötü bir psikoloji bu. Emin olamıyorsun hiç bir şeyden. Bütün çalıştıklarının boşa gitme ihtimali var. Bu sene son artık, daha da uğraşmam. Oldu oldu...

Ne kadar boktan bir şey bu. 2 sene mi sınav yerine kendime ayırsaydım şimdiye kadar ikiye katlamıştım kendimi. Hiç bir şey katmıyor bu sınav işi insana. Sadece sorulacak şeylere hazırlanıyorsun o kadar. Araştırma, bir şeyler öğrenme, her hangi bir şey üzerin de kafa yormak yok. Ezberliyorsun. Sadece bu...

Eğer kazanamassam artık iş hayatına atılacağım, ayrıca kendime de vakit ayırmam gerekiyor. Kendimi yeterli hissetmiyorum... Elim de olsa hiç uğraşmam bu işlerle. Direk hayata atılırım. Yaş oldu 21, ee artık bir şeyler olması lazım değil mi ?


26 Haziran 2009 Cuma

Michael jackson öldü mü ?

Bu adamı seviyorum. Şarkılarının fanatiği değilim ama adamın duruşun da bir asillik, sevimlilik, başkaldırışlık var. Ya da tam tersi vurdum duymazlık... Bütün istediklerini yapıyor, zenciydi beyaz oldu, ünlü oldu bıraktı, kopardı koptu. Yapmadığı şey yok. Ne isterse o...

Şimdi patır patır yazıyor bütün her yer "Michael jackson öldü" diye. Ölücek tabi o da insan. Ama kesin bişi yok... Büyük ihtimalle ölmüştür, inşallah yanılırım... Yarın tam olarak çıkar ortaya her şey.

Michael jacksonın çekilen o sarıklı marıklı resimlerini bilir herkes. O resimler de aslın da adam da kötü bir şey yok. Tamam şekil olarak iç açıcı değil ama adamın gözlerin de ve duruşun da bir şeyler var. Doyum mu denir buna, aşmak mı denir ya da ne biliyim tam oturmuşluk mu ? Tatmin ediyor yani insanı. Sadece şekle odaklandığın zaman "bu ne lan" diyebilirsin ama biraz ayrıntıya inildiğin de görülebilir her şey. Boş değil, dolu demiyorum ama boş değil. Bir şeyleri var yani...

Michael Jacksonun hayat hikayesini burdan okuyabilirsin.

Edit: Adam ölmüş ya. Valla ölmüş... Üzüldüm bak şimdi. Erken gitti... Sahne performansı inanılmaz bir adam. Youtube a girebilenler için şu videoaya bakabilirisiniz. Kaç kişi bayılıyor adamın konserin de... Mayyak bir şey...

25 Haziran 2009 Perşembe

Ne yapıyorsun ?

Ne yapmak istediğimi bazen bilemiyorum. Belirli hedefler var önümde ve bunlardan sapabiliyorum bazen, çoğu zaman. Kafamı toparlıyorum sonra "Ne yapıyorsun lan sen, kendine gel" diye. Hiç sevmiyorum bu huyumu. Çünkü hiç bir şeye tam odaklanamıyorsun, her şeyden biraz tadıp bırakıyorsun. Yanlış!

Hani başarılı olan insanlar varya. Ne bileyim profösörler, doktorlar ya da ineklemeyi gerektiren ne varsa. İşte bunlar odaklanabilen insanlar. Aşağılamıyorum bunları! sakın yanlış anlama. Demek istediğim aynı şey üzerin de saatlerce, aylarca, yıllarca duramıyorum. Bir konu üzerine odaklanamıyorum. Sorunum bu. Mesela bakıyorum elalemin bloguna; Kimisi web tasarım, kimisi siyaset, kimisi günlük konuları yazıyor. Sabit bir şey belirlemiş onun üzerinden gidiyor. Ama bak benim bloga? Karman çorman. Konu sabit değil, her şey var...

Bu durum benim için çok tatlı, bana tat veriyor. Ama üzüldüğüm şey hiç bir şekilde başarı gelmicek. Tamam zevk var ama başarı yok ? İstediğim şey zevk mi başarı mı bilemiyorum. Zevk tamam iyi ama nereye kadar. Bir yer de egom da tatmin olmalı "işte budur olm. bunu ben yaptım işte" diyebilmeliyim. Başarabilmeliyim yani. İkiside olmalı. Birisi eksik kaldımı olmuyor, mutsuz ediyor insanı...


14 Haziran 2009 Pazar

Öğrenci si.me servisi (ÖSS)

Öss madurlarına burdan selam ederim. Acıyorum valla. Çocuklar okumak için gırın gırınıyor ama hiç bir şey yapamıyor çoğu. Yazık. O para, gece gündüz çalışmalar, stres. Aslın da çocuklar istedikleri bölümlerin kat kat fazlasını hakediyorlar ama naparsın? Yapacak bir şey yok...

Bu gün 60 milyon nufusu olan kanada da 5 bin üniversite varken, 80 milyon nufusu olan ülkemiz de 120 üniversite var, raici tam bilmiyorum... Arada ki farka bakar mısın? Dağlar kadar. Tabi orda okumak isteyen çocuk istediği bölümü okuyabilir üniversite bol olduğu için. Ama ülkemiz de ne kadar sıkarsan sık bişi yok...

Hani diyorlar ya "neden yurt dışına kaçıyor gençler, genç beyinler?" ee? ne yapsaydı çocuk. Sen sistemi kuramassan tabi kaçar sistemi olan, değer verilen yere. Bundan doğal ne olabilir ki ? Kaçın arkadaşlar kaçın, en ufak bir fırsat bulursanız kaçın türkiye den. Bakın isveç te üniversiteler hiç bir ücret almıyorlar öğrenciden, bulgaristan var, kanada var, ukrayna var. Araştırın bunları bakın kafanıza yatarsa gidin peşinden. İŞlerin nasıl yürüdüğünü görürsünüz, fazla milliyetçi olmanın manası yok...

Bir ara öss kalksın muhabbeti oldu, bütün öss madurları gitti üstüne bu işin. İnanın bana öss kalksa bile bundan daha iyi bir sistem olamaz. Neden? Çünkü üniverten yok kardeşim. Önce üniversite açıcaksın sonra sistem düzelir zaten. Şİmdi öss kalksa pss gelir. Değişmez yani bir şey... Hepimiz görüyoruz; Arkadaşlarımız, kardeşlerimiz öss ye hazırlanıyor, gerçekten çalıştıklarının karşılığını hiç biri alamıyor. Hangisi ne kadar inekse o kazanıyor üniyi. Bu gün youtube kapatan sistemin başın da oturan adamlar bunlar işte... Hiç bir kızla sevişmemiş, gözlüklü, evden işe işten eve giden, özgün fikir sahibi olmayan, analiz edemeyen mal mal adamlar... Bizim başımızda ki adamlar bunlar...

Yapacak bir şey yok...

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Ölüm ve sonrası

Hayatım da merak ettiğim en büyük şey ölüm ve sonrasıdır. Öldüğüm de rüya gibi bir şey mi görücem yoksa bir şeyler hissedicek miyim yine. Bir mesaj olacak mı acaba o zaman. Ya da masaj. Çok bilinmez şeyler gerçekten, tahmin etmek imkansız… Hiçbir şey olmayacaksa da kalıcaksın öle, fosil.

Pek fazla akıl yürütmek istemiyorum bu tür konular da ama olabilecek şeyleri konuşmakta fayda var, daha doğrusu olma ihtimali en yüksek olanları. Bize, insanlara göre. Öbür dünya diye bir şey olduğunu düşünürsek tekrar bir uyanma olucaktır. Yani inanç sistemimize göre bir yargılanma için uyanma. O zaman çıkacağız yaratanın karşısına. Ne sorulacak acaba? Bana göre direk hesap işine girilir. Sonuçta yaptıkların belli. Ya da Cem Yılmaz’ın dediği gibi giriceksin akıllı fırına. Karşın da plazma tv. 1.baldıza sarkerken. Hem izliceksin hem kızarıcaksın. Böle

Acaba diyorum, hani bu kadar güçlü bir varlık kararından dönemez mi?. Tamam her kitapta bir sözü var. İncil, Tevrat, kuran, bilmem ne. Hepsin de söz vermiş. Şunu yapın cennete, şunu yaparsanız da cehenneme. Güç ondayken bana göre bu sözlerinin hiçbir değeri kalmıyor. Yani düşünün güç on da zaten. Ne değeri olabilir ki sölediklerinin. Yarın keyifsizlenip “Koyarım lan bu dünyaya” diyip herkesi yok etmeyeceği ne malum? Sonuçta tek lafına bakıyor iş. Değil mi?

Bunlar doğru. Gerçekten doğru! İnanın bana. “Allah, şey, en güçlü, söz vermiş, şey” demeyin hiç. Olasılık dahilinde bunlar.. Bir sistem de tek baş varsa kötüdür. Sonuçta onu kimse hesaba çekemez. O ne derse o. Bir kral düşün; Bu adamı asın dediğinde asacaksın. Bu da böle.

Elden ne gelir peki bu durum da? Konuşuyoruz ediyoruz ama bir çözümde yok bu konu da. Sonuçta yaratılan biziz. Ne yapabilirsin ki? İstediğini yapar, tanrı. Sölediğine itaat etmekten başka bir şey yapılmaz, itaat etmekten başka. Nerden çekersen çek fotoğrafı boş yaşadığımıza geliyor iş. Tabi kimilerine göre çok dolu olabilir ama boş be. Düşündüğün zaman boş. Ama dediğim gibi elden ne gelir. Yarın yine işe gideceğiz, yine karımızla sevişicez. Ne yapıcaksın ki başka ?

05 Mayıs 2009 Salı

Tanrının ulaşım araçları

Ben hep elde ki bütün imkanları kullanma taraftarıyım. Çok imkan varken elde, en basit yolu seçmenin saçmalık olduğunu düşünmüşümdür. E-posta varken posta göndermek belki bir nostolji olabilir ama saçmalık olduğu gerçeğini değiştirmez. Çünkü e-posta hızlı ve ücretsiz, üstüne üstük ağaçları kurtarmak gibi ulvi bir görevide yerine getirmiş oluyorsun… Hee e-posta gönderme yetisine sahip değilsen o ayrı mesela tabi. Konuştuğum şey eldeki imkanların içinden en saçma olanı, en basit olanı ve en salakcasını seçme meselesi…

Tanrının insanlara ulaşma meselesi de buna benzer bir mesele. Eldeki imkanları sınırsız. Daha doğrusu istediği imkanı yaratabiliyor. Tanrı ya! O yüzden. Böle bir gücün sahibi olunca sapıtılıyor mu noluyor bilmiyorum ama tanrının insana ulaşma meselesi tamamen saçmalık. Neymiş? Hz Muhammedi bilmem nereye çağırmış, Cebrail aleyhisselemın aracılığıyla iletişime geçmiş. Neymiş? Cebrail aleyhisselamdan kuran’ı sayfa sayfa göndermiş hz Muhammede.. Yani size de biraz kısıtlı gelmiyor mu? Ya da ne bilim fazla basit gelmiyor mu? Mesela ben de öle bir güç olsa ve yarattığım birisiyle iletişeme geçmem gerekse hiçte öle bir yöntem kullanmam. Yok Cebrail, yok Mikail gibi melekte yaratmam kendime. Napıcam ki ben meleği? İşim başımdan aşkın da yardımcılara mı ihtiyacım olacak? Ne yapacaksam kendim yaparım, güç ben de değil mi zaten. Her şey ben de. İstediğim her şey. Mesela bir insana bir şey ileticem. Onu öle oraya buraya çağırmam. Direk kulağına yaklaşır sölerim söleyeceğimi, kitap falan da vereceksem cebine koyuveririm… Ben ki onun yarattığı bir insanım, böle yöntemler bulabiliyorum. Ee tanrı bunun misli yöntemler üretebilir. En basitinden istediği şeyi insanın aklına koyuverir, Mesela..

Tanrının böle basit yöntemler seçmesinin sebebini de tahmin edebiliyorum aslın da; Bu tür şeyler de, yani din meselelerin de bir hikaye olmak zorun da; dağa çıktı, ordan kitap indi sonra elçi insanlara onu okudu, insanlar çok etkilendi. Etkilenmeyenler için ayı ikiye böldü falan filan… Bir şekilde olayın hikayesini duymak istiyoruz insan olarak. Tahmin etmek istemiyoruz aklımız ermeyen şeyleri. Bunlar olmasa “lan kitap nasıl indi, bu nasıl oldu, şu nasıl oldu” gibi bir sürü soru soracağız ve bu dini reddetmek için bir neden olacak. Tanrı da bunları ya da buna benzer şeyleri düşünmüş olacak ki insanlarla iletişime geçmesi gerektiği zaman insanların aklının ereceği basit yöntemler kullanmış…

29 Nisan 2009 Çarşamba

Mükemmel olmak

Bir şeyin mükemmel olabilmesi için gerekli şartlar hiçbir zaman sağlanamaz. En fazla “daha iyi” yapabilirsin. Mükemmel hiçbir zaman olmaz. Mesela bir ip düşün; Tırmanıyorsun tırmanıyorsun ama sonuna varamıyorsun. İpin sonu yok çünkü. İnsan da öle değil mi zaten. Ne kadar çok şey öğrenirsen öğren yine öğrenecek şeyler oluyor, Sağlığımıza ne kadar dikkat edersek edelim sonuçta öleceğiz. Bir yapı da en ufak bir hata varsa o mükemmeliyetten bir adım geridedir. Dünya da hiçbir şey, hiçbir zaman mükemmel olmayacak.

Sanırım mükemmel dediğimiz şeyin tanımına en iyi Tanrı uyuyor. Her bakımdan mükemmel, hiçbir derdi yok. Hiçbir şeye ihtiyacı yok ve kimseye muhtaç değil. Arıza yapmıyor, bozulmuyor, öksürmüyor ve nefes almıyor. Aşık ol(a)muyor. Eee? Yaşanacak ne kaldı ki? Sanırım tanrı olmakta güzel bir şey değildir. Öle zannediyorum bana verdiği kuş kadar beynimle… Düşünsene hiç ölmüyorsun ve hiçbir zaman bir kızı öpmenin hazzına varamayacaksın; Gerçi o tanrı “kızı öpmenin hazzı” diyip parmağını şıklattığı zaman hissedebilir belki o duyguları. Ne bileyim! Ama iyi bir şey değildir be. Her imkan olduğu zaman da vakit geçiremessin. İşte böle bizler gibi kendine oyuncak yapar, birazda akıl verir eğlenirsin. Başka napıcak tanrı? Ne zevkleri olucak ki?. Kuran da şöle bir tabir var tanrının bizi yaratma sebebiyle ilgili “Ben keşfedilmek isteyen bir hazineyim”. Bu ne ki şimdi, değil mi? Yani sen tanrısın ne keşfedilmesi. Her imkan elinde neden keşfedilmek isteyesin ki? En büyük sensin zaten buna neden ihtiyacın olsun? Tabi şöle bir şey de var, zaman mefhumu tanrı katında olmadığı için illaki bir şeylerle meşgul olman gerekir. Yoksa vakit geçmez. Ben tanrı olsam ben de insanları yaratırdım. Bir tanesini çağırır “bu yanlışları yaparsanız hepinizin aq” yazılı bir kitab verir diğerlerine okuturdum. Sonra oturur “şeytanın avukatı” filmindeki tabirle göbeğim çatlayana kadar gülerdim…

Demek ki tanrı da o kadar mükemmel değilmiş. Bakın “keşfedilmek” istiyor. İstemek, bir şeye ihtiyacın olması. En ufak istekler ya da ihtiyaçlar bizim mükemmel olmamızı engelliyor. Tanrının bile gücü sonsuzken bu gücünün birileri tarafından fark edilmesini istiyor. Bir alıcı olmadıktan sonra ürünün de bir manası kalmaz (argosu "alan olmadıktan sonra satanı si...m". Buda aynı. Bizi yaratmasaydı tanrının gücünün hiçbir anlamı kalmazdı. Sadece kendi bilir ve kendi kendiyle övünmek zorunda kalırdı...

Var olan her şeyin bir kusuru oluyor sanırım, tanrının bile…